12 Haziran 2008 Perşembe
11 Haziran 2008 Çarşamba
VEDÂ HUTBESİ






(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür.”
"Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.
Ashabım! Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptıklarınızdan dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.
Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.
Ashabım! Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.
Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.
Mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman'ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman'a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.
Ey insanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz.
Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
- Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.
- Zina etmeyeceksiniz.
- Hırsızlık yapmayacaksınız.
İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? "
Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:
"Allah'ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:
"Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! "
HACCIN VÜCÛBUNUN ŞARTLARI
HACCIN VÜCÛBUNUN ŞARTLARI
Bir mükellefe haccın farz olması için, bir takım şartların bulunması zaruridir. İbn-i Abidin, "Lübab" sahibine uyarak haccın şartlarını dört kısımda incelemiştir. Birincisi vücûbunun şartlarıdır. Nitekim bu hususta şunları kaydeder: "Birincisi, vücûbunun şartlarıdır. Bunlar tamamen bulunursa, hacc vacip (Farz) olur. Tamamı bulunmazsa, hacc vacip olmaz. Mezkûr şartlar yedi olup şunlardır: İslâm, Dar-ı Harp'te olan müslümanın haccın farz olduğunu bilmesi, bülûğ, akıl, hürriyet, gücün yetmesi ve vakit."(21)
MÜSLÜMAN OLMAK: Bir kimseye haccın farz olması için; o kimsenin müslüman olması şarttır. Çünkü kâfir ibadete ehil değildir. Hatta bir kimse kâfir iken; hacc yapmaya gücü yetecek derecede zengin olsa, fakat müslüman olduktan sonra fakir düşse, o kimseye (önceki halinden dolayı) hac farz olmaz. Fakat hac yapmaya gücü yeten müslüman, haccı edâ etmeyip, daha sonra fakir düşse, durum böyle değildir. Hac ibadeti o müslümanın zimmetinde borç olarak kalır. Bir mü'min, hacc ibadetini edâ ettikten sonra (Allah muhafaza buyursun) irtidat etse, sonra da tekrar müslüman olsa, haccı tekrar etmesi icabeder.(22)
AKILLI OLMAK: Allahû Teâla (cc)'nın teklifleri; ehliyet sahibi insanın üzerinedir. Teklifin sıhhati akılla ilgilidir.(23) Hanefi fûkahası: "Deli olan kimseye, hacc farz değildir"(24) hükmünde ittifak etmiştir. İbn-i Abidin; deliye haccın farz olmadığını kaydettikten sonra: "Bunamış kimse hakkında usûlde ihtilâf edilmiştir. Fahrû'l-İslâm'a göre, çocuk gibi bunaktan da hitap sakıttır. Binaenaleyh ona hiçbir ibadet farz olmaz. İmam Debbûsi ise, ihtiyaten muhatab olduğunu söylemiştir"(25) hükmünü zikreder.
HÜRRİYET: Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Herhangi bir köle ki on defa haccetmiştir, sonra da azad olmuştur. Onun üzerine farz olan hac lâzım gelir"(26) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kölelere ve cariyelere hacc farz değildir. Efendilerinin izni ile haccetmiş olsalar dahi bu tatavvû (Nafile) olur. Hürriyetlerini elde ettikleri zaman; farz olan haccı edâ etmek durumundadırlar"(27) hükmünde ittifak etmiştir.
HACCIN FARZ OLDUĞUNU BİLMEK: Küfür ahkâmının galib olduğu beldelerde, insanlar İslâmî bir eğitime muhatab değildirler. Dolayısıyla Darû'l Harp olan beldelerde, bir kimse müslümün olsa, haccın farz olduğunu bilinceye kadar, ona hacc farz değildir. Feteva-ı Hindiyye'de "Darû'l Harp'te müslüman olan bir kimseye haccın farz olması için o kimsenin haccın farz olduğunu öğrenmesi gerekir. Darû'l İslâm'da bulunanlar ise haccın farz olduğunu bilmek durumundadırlar. Yani onlar için mazeret yoktur. Haccın farz olması için, sadece haccın farz olduğunu bilmek gereklidir. Ayrıca haccın nasıl edâ edileceğni ve farzlarını bilip-bilmemek de müsavidir. Bir kimse Darû'l İslâm'da yaşıyorsa, onun hüküm olarak haccın farziyetini ve farzlarını bildiği kabul edilir."(28) hükmü kayıtlıdır. Darû'l Harp'te müslüman olan bir kimseye, iki erkeğin veya bir erkekle kadının "Haccın farz olduğunu" bildirmesi kâfidir. Ayrıca adil olan bir mü'min, ona haccın farz olduğunu beyan ederse, hacc kendisine farz olur. Bu kimselerin (Şahidlerin) bülûğa ermiş olmaları ve hür olmaları şart değildir.(29)
BÜLÛĞA ERMİŞ OLMAK: Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Herhangi bir sabi ki, on defa haccetmiştir, sonra da bülûğa ermiştir. Onun üzerine farz olan haccı edâ etmek lâzım gelir"(30) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Çocuklara hac farz değildir. Velîlerinin yardımıyla haccı edâ etseler dahi, bu nafile (tetavvû) olur. Bülûğa erdikten sonra, farz olan haccı edâ etmeleri lâzım gelir"(31) hükmünde ittifak etmiştir.
VAKİT: Malûm olduğu üzere haccın vakti, Şevval, Zilkade ayları ile Zilhiccce ayının ilk on günüdür.(32) Bu süreye "Eşhür-û hacc" (Hac mevsimi) denir. Binaenaleyh bir kimseye haccın farz olması için, vaktin bulunması da şarttır. Meselâ; Muharrem ayında haccın vücûbunun diğer şartlarına haiz olan bir kimseye, "Şevval" ayı girinceye kadar hac farz olmaz. Bu süre içerisinde vefat ederse; hac ibadeti zimmetinde borç olarak kalmış değildir. Çünkü vakte (hac mevsimine) ulaşamamıştır.(33)
HACCIN EDÂSI'NIN ŞARTLARI
HACCIN EDÂSI'NIN ŞARTLARI
İbn-i Abidin: "İkinci nevi: edâsının şartlarıdır. Bunların tamamı vücûb şartları ile birlikte bulunursa, o kimsenin bizzat haccı edâ etmesi vacip olur. Vücûb şartları tahakkuk eder de bunların bazısı bulunmazsa, bizzat edâsı değil, yerine bedel göndermesi veya ölürken vasiyyet etmesi lâzım gelir. Bunlar şu beş şarttır: "Vücud sağlığı, yol emniyeti, hapsedilmiş olmamak, kadının mahremi veya kocasının bulunması ve iddet beklemek"(38) hükmünü zikretmektedir. Şimdi bunların mahiyetlerini izâha gayret edelim.
BEDENEN SALİM VE SIHHATLİ BULUNMAK: Bir kimseye haccı edâ etmenin farz olması için o kimsenin bedeninin tam ve sıhhatli olması gerekir. Binaenaleyh felçli, yatalak ve iki ayağı kesik olana hacc farz değildir.(39) İbn-i Abidin: "Hacının bedeni sağlam olacaktır. Yani seferde lâzım olan şeylere mani olacak dertlerden salim bulunacaktır. Binaenaleyh kötürüm, inmeli ve çok ihtiyar olup vasıta üzerinde kendiliğinden duramıyacak kimselere körlere (yedek, yardımcı bulunsa bile) ve sultandan korkusu olanlara bizzat haccetmeleri farz olmadığı gibi, imam-ı Azam'dan rivayet edilen zahir mezhebe göre, bedel göndermek sûretiyle de farz olmaz. Bu kavil imameyn'den de bir rivayettir. İmameyn'den gelen zahir rivayete göre; böylelerinin bedel göndermeleri icabeder ve aczleri devam ederse, bedel onlara kâfidir. Aczleri kalmazsa, bizzat haccı tekrar ederler. Hasılı İmam-ı Azam'a göre "Sağlamlık" vücûbun şartlarından, imameyn'e göre ise; vücûb-u edâsının şartlarındandır. Bu hilâfın (İhtilâfın) semeresi, bedel göndermekle, vasiyetin vacip olması hususlarında zahir olur. Bu sağlamken hacca kâdir olmamakla kayıtlıdır. Eğer kudretli olur da, hacca diye yola çıkmadan aciz kalırsa, boynuna borç olarak kalır ve bedel göndermesi lâzım gelir. Hacca diye çıkar da yolda ölürse, vasiyyet etmesi vacip olmaz. Çünkü icaptan sonra geçikmiş değildir. böyleleri bizzat haccetmeyi göze alırsa, üzerlerinden borç sakıt olur. Tuhfenin zahirine bakılırsa, imameyn'in kavlini tercih etmiştir. İsbicabi de öyledir. Fetih sahibi de bunu kuvvetli bulmuş ve sağlamlığın vücûb-u edâsının şartlarından olduğunu kabul etmiştir. Bu satırlar Bahır ve Nehir'den alınmıştır."(40) hükmünü zikretmektedir.
YOL EMNİYETİ: İmam-ı Merginani: "Yol emniyetinin bulunması elbette lâzımdır. Çünkü hacca gitmeye kudretin bulunması, yol emniyeti olmadan sabit olmaz."(41) hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Haccın edâsının şartlarından birisi de, yol emniyetinin bulunmasıdır. Ebû'l Leys "Yol emniyetinin bulunduğu hususunda, zann-ı gâlibi olan kimse üzerine hac farz olur. Aksi takdirde farz olmaz" demiştir. İtimad bu kavledir. Tebyin'de de böyledir"(42) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Azam'dan gelen bir kavle göre, yol emniyeti haccın farz olmasının (vücûbunun) şartıdır.(43) İbn-i Abidin: "Selâmet galib olmakla yol emniyeti de şarttır. Fakih Ebû'l-Leys bunu tercih etmiştir. İtimad bunadır. Deniz yolu ile gitmekten başka çare yoksa haccın sakıt olup olmayacağından ihtilâf edilmiştir. Bazıları sükût edeceğini söylemiş; Kirmani "Gidilmesi âdet olan deniz yolunda selâmet galib görülürse hac vaciptir. Aksi takdirde vacip değildir" demiştir ki essah olan budur. Bahır. Fetih sahibi diyor ki; "Öyle görülüyor ki, selâmet galib görülmesi ile birlikte, korkunun galip görülmemesi de muteberdir. Hatta yağmacılık olduğu ve eşkiyanın galip geldiği defalarca tecrübe edilmekle, korku galip görülür veya bir eşkiya taifesinin yolu kestiği, hem kuvvetli olduğu duyulur da, hacılar onların karşısında kendilerini zayıf hissederlerse, hac vacip olmaz. Râzi'nin "Bağdatlılardan hac sakıttır" diye verdiği fetvaya, İskâf'ın 636 yılında: "Ben haccın, zamanımızda farz olduğunu söyleyemem" demesine ve Selci'nin "Horasanlılara falan seneden beri hac yoktur" sözüne gelince; bunlar yağmacılığın ve yolda korkunun galip olduğu vakitlerden söylenmiş sözlerdir. Sonra -Allah'a hamdolsun- bu korku kalmamıştır"(44) hükmünü zikrediyor.
HAPSEDİLMEMİŞ OLMAK: Haccın edâsının şartlarından birise de hapsedilmemiş olmaktır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hapiste bulunanlara ve insanları hacca gitmekten meneden bir sultanın (Siyasi yönetimin) teb'asından olanlara da, haccın edâsı farz değildir. Kezâ bu gibi kimselerin bedel göndermeleri de farz değildir. Nehrû'l Faik'te de böyledir"(45) hükmü kayıtlıdır.
KADININ MAHREMİNİN VEYA KOCASININ BULUNMASI: Resûl-i Ekrem (sav)'in "Elbette bir kadın kendisiyle birlikte bir mahremi bulunmadığı sürece, hacc etmesin"(46) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "Kendisiyle Mekke arasında üç günlük mesafe bulunan kadının (genç olsun, ihtiyar olsun) haccı edâ edebilmesi için yanında mahreminin bulunması şarttır."(47) hükmünde ittifak etmiştir. Malûm olduğu üzere üç günlük yol; seferilik hükmünü ortaya çıkarır. İbn-i Abidin: "Seferde, yani üç gün, üç gecelik yolda akil-baliğ bir koca veya mahrem lâzımdır. Bundan az olursa, bir hacet için mahremsiz gidebilir. İmam Ebû Hanife (rh.a) ile İmam Ebû Yusuf (rh.a)'tan bir rivayete göre kadının bir günlük yola mahremsiz gitmesi mekrûhtur. Zaman bozulduğu için fetvanın buna göre olması gerekir. Lübab Şerhi. Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri şu hadis de bunu teyid eder: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir gün bir gecelik yola mahremsiz gitmesi helâl olmaz". Müslim 'in bir rivayetinde "bir gecelik yola", diğer bir rivayetinde "bir günlük yola" demiştir. Lâkin Fetih'te, "Mezhep birinci kavil oduğuna göre, kadın ile Mekke arasında üç günlükten az bir mesafe bulunursa, kocası onu hac'dan menedemez" demiştir. Bu ibaredeki "Koca" veya "Mahrem" tabirleri ile, aşağıda gelecek "iddeti bulunmamak" kaydı, kadına mahsus iki şarttır. Diğer şartlar erkekle kadın arasında müşrterektir. Mahrem, akrabalık veya süt yahud damadlık dolayısıyla kadını edebiyyen nikâhına alamayan erkektir"(48) hükmünü zikreder. Feteva-ı Hindiyye'de: "Mahremin emniyetli, akıllı ve bülûğa ermiş olması şarttır. Mecûsi olan bir mahrem; eğer kendisinin mezkûr kadınla nikâhlanmasının mübah olduğuna itikad ediyorsa, bu kadın onunla yolculuk yapamaz. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir"(49) hükmü kayıtlıdır. Yanındaki mahremin, hac masraflarını kadının bizzat ödemesi gerekmez. Esasen bu hususta iki ayrı kavil bulunduğu için, bazı çevreler, sırf hacc süresince evlenme hadisesini gündeme getirmektedirler. İbn-i Abidin: "Bu hususta iki kavil vardır. Bu iki kavil koca ve mahrem bulunması vücûbunun şartı mı, yoksa vücûbu edânın şartı mı olduğuna ibtina eder. Fetih sahibi'nin tercih ettiği, sıhhat ve yol emniyetiyle birlikte, vücûb-ı edâ'nın şartı olmasıdır. Binaenaleyh hacca hastalık veya yol korkusu (Yol emniyetinin bulunmaması) mâni olur, yahud kadına koca veya mahrem bulunmazsa, haccı vasiyyet etmesi vacip olur. Mahremi yoksa kadına evlenmesi vacip olur. Birinci kavle göre hiçbirşey lâzım gelmez. Nitekim Bahır'da da böyle denilmiştir. Nehir'de şöyle denilmektedir: "Bedai sahibi, birinci kavli sahih bulmuştur. Nihaye sahibi ise Kadıhan'a uyarak, ikinciyi tercih etmiş, Fetih sahibi de bunu kabul etmiştir. Ben derim ki, lâkin lübab sahibi, bu kadına evlenmek vacib olmadığına kesinlikle hükmetmiştir. Halbuki kendisi mahrem ve koca bulunmasını edâsının şartı kabul etmiştir. Cevhere sahibi ile İbn-i Emir Hacc Menasik'te bunu tercih etmişlerdir. Nitekim musannıf bunu Minah adlı eserinde bildirmiş, "Bunun vechi şudur: Evlenmekle kadının maksadı hasıl olmuyor. Çünkü kocası ona malik olduktan sonra, onunla hacca gitmekten vazgeçebilir. O da (Kadın da) kendisini ondan kurtaramaz. Çok defa da kocası ona uymaz; böylece ondan zarar görür"(50) hükmünü zikrederek, konuya açıklık getirir.
İmam-ı Şafii (rh.a) kadının, kocası veya mahremi olmadan hacca getmesinin yasaklanmasının, emniyetle ilgili olduğunu esas almış ve "Kadınlar birbirine güvenen bir cemaat halinde olursa, hacca gitmeleri caiz olur. Zira emniyet hasıl olmuştur"(51) hükmünü beyan eder. Amelde Hanefi mezhebini taklid eden bir kadın, kocası veya mahremi olmadan hacca giderse durum ne olur? sualine cevap arıyalım. İbn-i Abidin: "Kadın mahremsiz haccederse kerahetle caiz olur. Bu kerahet tahrimidir. Çünkü Sahihayn'ın (Buhari ve Müslim'im) rivayet ettikleri bir hadiste, bu yasaklanmış "Kadın, üç günlük yola mahremsiz gidemez" buyurulmuştur. Müslim'in bir rivayetinde "Veya kocasız gidemez" ifadesi vardır"(52) hükmünü zikreder. Kadın şartları haiz bir mahrem'i olduğu zaman, kocasının izni bulunmasa dahi hacca gidebilir.(53) Zira kocanın hakkı farzları iskat edemez. Hac ibadeti ise farzdır. Ancak nafile hac hususunda kocasının izni olmadan, yola çıkamaz. Zira kocasının nafile hac'tan menetme hakkı mevcuddur. İmam-ı Şafii (rh.a) hac hususunda kocanın iznini şart görür.
HACCIN FARZLARI
Molla Hüsrev: "İhrama bürünmek (giymek), Arafat'ta vakfe yapmak ve ziyaret tavafında bulunmak haccın farzlarıdır. Şayed bunlardan birisi edâ edilmese hac batıl olur ve gelecek yılda kazâ etmek icabeder. İhrama bürünmek; tıpkı namazdaki iftitah tekbiri gibi şarttır. Geriye kalanlara, (yani Arafat'ta vakfe'ye durmak ve ziyaret tavafı yapmak) haccın rükünleri de denilmiştir"(57) hükmünü zikreder. Dürri'l Muhtar'da: "Haccın farzları üçtür. Birincisi: İhramdır. İhram, başlarken şarttır. Sonu itibariyle ona rükün hükmü verilir. Hatta hacca yetişmeyene, gelecek sene kaza etmek için ihramda kalmak caiz değildir. İkincisi: Arafat'ta vakfe zamanında durmaktır. (Arafat, Mina tarafında bir yerin ismidir. "Tanışma" manasına gelen "Marifet'ten" yapılmış bir ismi cemidir). Bu yere Arafat denilmesi, Hz. Adem (as) ile Hz. Havva'nın orada tanıştıkları içindir. Üçüncüsü: Ziyaret tavafının ekserisidir. Bunların ikisi rükündür" hükmü kayıtlıdır. İbn-i Abidin bu metni şerhettikten sonra "Tetimme" diyerek, bu farzlara şunların da eklenmesi gerektiği üzerinde durur: "Haccın farzlarından şunlar kaldı: Tavafa niyyet, farzlar arasında tertib: evvelâ ihram, sonra vakfe, sonra ziyaret tavafı yapılacak. Her farzın vaktinde yapılması. Şu halde vakfe, arefe gününün zevalinden, bayram gününün fecrine kadar yapılacak, ziyaret tavafı ondan sonra ömrün sonuna kadar yapılabilir. Bir de yeri, yani vakfe yapmak için Arafat'tan bir yer ve tavaf için Kâbe'nin kendisi. Vakfeyi yapmadan cimaı (cinsi münasebet) terk etmek de farzlardan sayılmıştır."(58)
HACCIN VACİBLERİ
HACCIN VACİBLERİ
HACCIN SÜNNETLERİ
HACCIN SÜNNETLERİ
HACCIN EDEBLERİ
HACCIN EDEBLERİ
Hacc gitmeye niyyet eden mükellef'in; borçlarını ödemesi esastır. Bilhassa üzerinde Zekât ve Öşür borcu varsa, mutlaka bunları edâ etmelidir. Dürri'l Muhtar'da "Haccın nevileri" üzerinde durulurken: "Hacc bir defa farzdır. Çünkü onun sebebi Beytullahtır. O ise birdir." Birden ziyadesi nafile olur. Bazen de vacib'tir. Nitekim Mik'atı ihramsız geçerse böyledir. Çünkü ileride izah edeceğimiz vechile o kimseye iki ibadetten biri vacip olur. Eğer haccı tercih ederse, vücûbla vasıflanır. Bazen haram olmakla da vasıflanır. Haram malla hac böyledir. Kerahetle vasıflandığı da olur. İzni gereken kimseden izinsiz hacca gitmek böyledir. Nevazil'de beyan edildiğine göre, çocuğun henüz sakalı bitmemişse sakalı bitinceye kadar babası haccına mani olabilir" hükmü beyan edilmektedir. İbn-i Abidin bu metni şerhederken: "Haram malla hac böyledir. Bahır'da da böyle denilmiştir. Bunu riya için yapılan haccla temsil etse dahi iyi olurdu. Zira denebilir ki: Haccın kendisi mekânı mahsus'u ziyarettir ve haram değildir. Haram olan, haram malı harcamaktır. Bunların arasında ise telâzüm yoktur. (Birinden diğeri lâzım gelmez). Nasıl ki, gasbedilen yerde namaz kılmakla farz yerine geçer. Haram olan gasbedilmiş yerin meşgul edilmesidir, fiil namaz olduğu için haram edilmiş değildir. Çünkü farzın haramla vasıflanması mümkün değildir. Burada da öyledir. Zira haddi zatında hacc emredilmiş bir ibadettir. Haram olması sarfiyat cihetiyledir. Galiba ona "Haram" denmesi, malın haccda dahlü tesiri olduğundandır. Hacc, bedenin ameli ile maldan mürekkeptir. Nitekim arzetmiştik. Onun için Bahır sahibi "Hacca giden kimse helâl nafaka toplamaya çalışır. Çünkü haram malla hacc kabul edilmez. Nitekim Hadis'te beyan buyurulmuştur."(63) buyurmaktadır. Sonuç olarak; Hacca niyet eden mükellef'in, sırf Allahû Teâla (cc)'nın rızasını gözetmesi ve helâl malla yola çıkması esastır. Zekâtı ve öşürü edâ edilmemiş mal, hacc ibadeti için elverişli değildir.
MİKATLAR (İHRAM'A GİRME YERLERİ)
İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te Resûl-i Ekrem (sav): " Medine'liler Zü'l-Huleyfe'den, Şamlılar Cuhfe'den, Necidliler Karn'dan, Yemenliler de Yelemlem'den ihrama girerler"(69) buyurmuştur. Hz. Aişe (r.anha) validemizden rivayet edilen diğer bir Hadis-i Şerif'te: "Peygamber (sav) Medineliler için Zü'l-Huleyfe'den, Şamlılar ve Mısırlılar için Cuhfe'den, Iraklılar için Zat-ü Irk'dan, Yemenliler için Yelemlem'den ihrama girmeyi mikat tayin buyurdu".(70) İbn-i Abbas (ra)'dan da, aynısı rivayet olunmuştur.
Hz. Ömer (ra) halka karşı bir hutbesinde: "Sizden kim hacc için ihrama girmek isterse, mikattan başka yerden girmesin. Peygamberimizin gösterdiği mikatlar ise şunlardır: "Medineliler ve oradan geçerek olan yabancılar için "Zü'l-Huleyfe", Şamlılar ve ordan geçecek gelen yabancılar için "El Cuhfe", Necidliler ve ordan geçerek gelen yabancılar için "Karn", Yemenliler ve ordan geçerek gelen yabancılar için "Yelemlem" ve nihayet Iraklılar ve o yolla gelen diğer müslümanlar için "Zat-ü Irk"tır."(71)
Şimdi bu mikatlar hakkında kısaca bilgi verelim: "Zü'l-Huleyfe": Medineliler ve Medine'den geçerek hacca giden müslümanlar için mikattır. Medine'ye olan uzaklığı 7,5 km. civarındadır. Mekke-i Mükerreme'ye olan uzaklığı ise; 413 km.'dir. "Zat-ü Irk": Irak'lıların ve Irak üzerinden hacca gidecek olan kimselerin mikatıdır. Akik vadisine bakan "Irk" dağından isimlendirilmiştir. Fûkaha'dan bazıları akik vadisinde ihrama girmenin efdal olduğuna kaildirler.(72) Bu mikatın Mekke'ye olan uzaklığı 94 km.'dir. "El Cuhfe"; burası bir köydür. "El Cuhfe" denilmesinin sebebini İbn-i Abidin şu şekilde izah ediyor: "Cuhfe; kıyıda su kalıntısı manasına gelir. Bu yere, bu ismin verilmesi, bir zamanlar sel gelip ahalisini götürdüğü içindir. Asıl adı "Mehyea"dır. Lâkin söylendiğine göre nişanları kalmamış, yalnız bazı gizli kalıntıları vardır ki, onları da hemen hemen bazı Bedevi'lerden başka kimse tanıyamaz. Onun için Allahü alem. Hacılar ihtiyaten "Râbıd" denilen yerden ihrama girmeyi tercih etmişlerdir. Bazıları da "Rabiğ" derler.(73) Bu mikatın; Mekke'ye olan uzaklığı 320 km.'dir. "Karn veya Karnü'l Menazil"; Necidlilerin ve o istikametten hacca gelen kimselerin mikatıdır. "Karn"; Arafat'a doğru uzanan bir dağın ismidir. Mekke-i Mükerreme'ye olan uzaklığı 44 km. civarındadır. "Yelemlem": Yemenlilerin ve o yönden gelen yabancıların mikatıdır. "Yelemlem"; bir dağın ismidir. Bu mikatın Mekke'ye olan uzaklığı da 47-50 km. civarındadır.
Ticarî bir niyetle mikatlardan geçen, fakat Mekke'ye uğramaya niyyet etmeyen kimsenin ihrama girmesi vacip değildir.(74) Mesela; mikatlarla harem arasında bulunan "Cidde" şehrine, ticari anlaşmalar için giden ve Mekke'ye uğramayı düşünmeyen kimse ihrama girmez. Mikatlarla, Mekke arasındaki bölgede ikamet eden mü'minlerin mikat; "Hıll" ismi verilen mevkidir.(75) Mekke'de ikamet eden mü'minler hacc ibadeti için ihrama evlerinde girerler.(76) Ancak umre yapmak isteyen Mekkeli, ihrama girmek için "Hıll" bölgesine çıkmak durumundadır. Feteva-ı Hindiyye'de: "Umre yapmak isteyen Mekkeli, hangi yönden isterse ordan Hıll'e çıkar. Muhıyt'te de böyledir. Ancak umre için en efdal olan mikat yeri "Ten'im"dir."(77) hükmü kayıtlıdır.
Mikatlar içinde ikamet eden mü'minler, ihtiyaçlarından dolayı ihramsız olarak Mekke'ye girebilirler. Hanefi fûkahası; bu beldelerde oturan kimselerin giriş ve çıkışlarının devamlı olacağını esas alarak, her seferinde ihrama girmelerinde zorluk olduğunu beyanla, ihrama ihtiyaç olmadığına kail olmuştur.(78) İmam-ı Serahsi: "İbn-i Ömer (ra) Mekke'den Medine'ye gitmek üzere yola çıktı. Kadid adı verilen bölgeye geldiğinde kendisine "Medine'de fitne'nin zuhur ettiğine" dâir haber ulaştı Bunun üzerine İbn-i Ömer (ra) Mekke'ye geri döndü ve ihrama girmedi. Bundan da anlaşılmaktadır ki, mikatlar dahilinde bulunanlar tıpkı Mekkeliler hükmüne dahildirler. Çünkü her zaman Mekke'ye girmeye ihtiyaçları vardır. Her seferinde ihrama girmek şart kılınsa; bu insanlar için açık bir zarar ve zorluktur"(79) hükmünü zikreder.
İHRAM'A GİRMEK
İHRAM'A GİRMEK
Önce "İhram" kelimesi üzerinde duralım. Lûgat'ta ihram: "Ayaklar altına alınamayan bir hürmete girdi" manasına gelen "Ahreme" fiilinin masdarıdır. İhrama girene "Haram" denir ki "İhrama girmiş" manasınadır. Sıhhat'ta da böyle denilmiştir. Şer'an ihram; hususi bir takım hürmetlere girmek, yani onları iltizam etmektir."(80) İhram'a girmenin rüknü; niyyet ve telbiye'dir. Bu ikisinin bir arada bulunması gerekir. Telbiye yapar, niyyet etmezse ihrama girmiş olmaz. Hanefi fûkahası; niyetle telbiyenin arasının açılamıyacağını, ikisinin bir arada bulunması gerektiğini esas almıştır. Nitekim Husâm-ı Şehid'in; "İhrama niyetle girilir, ama bu telbiye ederek olur. Nasıl ki namaza niyetle girilir, ama tekbir almak şartı iledir. Sadece tekbirle girilmez" hükmü mutemed kavil olarak beyan edilmiş. Yani; nasıl namaza niyet ve iftitah tekbiri ile başlanırsa; hacc ve umre'ye de; mikatlarda ihrama girerek başlanır. İhram'a girmek de; niyyet ve telbiye ile olur.
Mükellef ihram'a girmeye niyyet ettiği zaman; gusül abdesti veya abdest alır. Resûl-i Ekrem (sav)'in ihrama girmek için gusül abdesti aldığı rivayet edilmiştir.(81) Ancak bunun temizlik niyyetiyle yapıldığı esas alınmıştır. Nitekim İmam-ı Merginani; ihrama girerken gusül abdesti almanın hükmünün, tıpkı cum'a namazına giderken alınan gusül abdesti gibi olduğunu beyan ettikten sonra: "İhram için gusül abdesti almak efdaldir. Zira temizliğin manası, onda eksiksiz bir şekilde zuhur eder. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav) de bunu ihtiyar etmiştir"(82) buyurmaktadır. Gusül abdestini aldıktan sonra; temiz bir izâr ve ridâ giyer!. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in (İhramı esnasında) izâr ve ridâ giyindiği bilinmektedir.(83) Dikişli elbise giyilmesi menedilmiştir. Avretini örtmesi sıcak ve soğuktan korunması için, belden aşağısını izâr'la, belden yukarısını da ridâ ile örter. Feteva-ı Hindiyye'de: "Avret yerlerinin örtülmesi şartı ile, ihramın bir parçadan ibaret olması caiz olur. Tatarhaniyye'de de böyledir. İzâr; göbekten dizkapağına kadar olan yeri örten bir peştemaldır. Ridâ ise; sırta, omuzlara ve göğüse örtülen havludur. İzâr göbeğin üstüne bağlanır. İhramı iğne ile tutturmak veya iple bağlamak kötü bir iştir. Ancak böyle yapan kimseye de birşey gerekmez. Bahru'r Raik'te de böyledir. İhrama giren kimse; ridâ'sını sağ omuzunun altından alır ve sol omuz başına kor, böylece sağ omuzu açıkta kalır. Hizanetü'l Müftin'de de böyledir"(84) hükmü kayıtlıdır.
Hz. Cabir (ra)'den rivayet edilmiştir ki; "Resûl-i Ekrem (sav) "Zül'l-Huleyfe"de ihrama girdikten sonra iki rek'at namaz kıldı."(85) Dolayısıyla mükellef, ihrama girdikten sonra iki rek'at namaz kılar ve şöyle der;
"Allâhümme innî ürîdül hacce feyesirhü lî vetekabbelhü minnî"
Manası: "Allah'ım!.. Ben haccetmek istiyorum, niyetim budur. Bunu bana kolay kıl ve benden kabul buyur".
Hacca niyet eden kimse bunu söyler.(86) Eğer "Umre'ye" niyet ederse, hacc yerine umreyi söyler!.. Daha sonra Telbiye getirir. Telbiye'den murad şu duayı okumaktır;
"Lebbeyk Allâhümme lebbeyk; lebbeyke lâ şerikeleke lebbeyk, innelhamde venni'mete leke vel'mülke lâ şerîkeleke"
Manası: "Emrine hazırım!.. Allah'ım, emrine hazırım!.. Emrine hazırım, senin kat'iyyen şerikin (ortağın) yoktur!.. Emrine hazırım!.. Şüphe yok ki; hamd da, nimet de, mülk de, sadece sana mahsustur. Kat'iyyen Senin ortağın yoktur."
İHRAM'A GİREN KİMSENİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR
İHRAM'A GİREN KİMSENİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR
İhram'a giren mükellef Allahû Teâla (cc)'nın nehyettiğ herşeyden titizlikle sakınır. İmam-ı Merginani: "Muhrim; Allahû Teâla (cc)'nın kendisine yasakladığı cinsi temas, ma'siyet ve başkalarıyla çekişme, didişme'den sakınır. Bu hususta asıl olan Allahû Teâla (cc)'nın şu kavlidir: "Hacc bilinen aylardır. İşte kim onlarda haccı (Kendisine) farz eder (ihrama girer) se, artık hacda ne refes, ne füsûk, ne de cidal yoktur."(90) Bu nefy sigasıyla beyan buyurulan bir yasaktır. Yani bunlar yoktur demek, "bunlara yaklaşmayınız" manasınadır. Refes demek; cim'a (cinsi temas) veya fahiş kelâmdır. Ayrıca kadınların huzurunda cinsi temasla (Cim'a ile) ilgili sözdür. Füsûk ise; her türlü kötülüğü içine alır. Bu muhrim olan kimse için daha şiddetli bir haramdır. Cidal'e gelince; bu yol arkadaşlarıyla lüzûmlu-lüzûmsuz çekişme, mücadeledir. Bunların hepsi yasaklanmıştır"(91) hükmünü beyan ediyor.
Kur'an-ı Kerim'de: "İhramlı bulunduğunuz süre içerisinde size kara avı haram kılındı"(92) hükmü beyan buyurulmuştur. Dolayısıyla ihrama giren mü'minin, her türlü kara avından uzak durması şarttır. Zira ihramlı iken avlanmak haramdır.(93)
İhramlı olan kimse avlanmadığı gibi, av ile meşgul olan kimselere yol gösteremez ve avın bulunduğu yeri işaretle de olsa belirtemez.(94) Zira Ebû Katede (ra)'den bu hususta şu rivayet yapılmıştır: "Ebû Katede (ra) ihramlı olmadığı bir sırada, vahşi bir hayvanı avladı. Yanındaki arkadaşları ise ihram içerisinde idiler. Resûl-i Ekrem (sav) ihramlı olan arkadaşlarına: "Siz işaret ettiniz mi, vurmasına delâlet ettiniz mi, yardımda bulundunuz mu?" diye sordu. İhram içerisinde olanlar cevaben dediler ki: "-Hayır, kat'iyyen biz bunları yapmadık". Bunun üzerine Resûlullah (sav): "O halde etinden yiyebilirsiniz" buyurdular."(95)
İhramlı olan kimse; gömlek ve şalvar gibi (dikilmiş) elbiseler giyemeyeceği gibi, sarık, külâh, kaftan ve mest de giyemez.(96) Ancak nalinleri (Takunya, naylon vs..) bulunmazsa; ayakkabı kayışının bağlandığı yerin hizasından itibaren mestlerinin arka tarafını keserek kullanabilir. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'den bu hususuta rivayet mevcuddur, denilmiştir ki: "Peygamber (sav) ihramlı kimsenin; gömlek, şalvar, sarık, külâh, kaftan ve mest giymesini Nehyetti ve sonunda dedi ki: "Ne de mestlerini. Ancak iki nalin bulunamazsa mestlerinin kaabları hizasından arkasını keser"". Hişam'ın, İmam-ı Muhammed (rh.a)'den rivayet ettiğine göre burada "Kaab"; yumru olan mafsal kemiği değil, nalin kayışının dip kısmındaki ayağın mafsallarıdır.(97)
Vefat eden ihramlı bir kişi hususunda Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Onun yüzünü ve başını örtmeyiniz. Zira o kıyamet gününde telbiye getirirken yeniden diriltilecektir"(98) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; "İhramlı kimse yüzünü ve başını örtmez" hükmünde ittifak etmiştir.(99)
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Hacı, saçları dağılmış, tozlanmış, güzel kokuyu ve yağlanmayı terk ettiği için, kokan kişidir"(100) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası: "İhramlı kimse güzel koku sürünmez. Başının ve bedeninin kıllarını traş etmez, tırnağını kesmez ve ondan bir parça bile olsa koparmaz. Eli ile kokulu şeylere dahi dokunmaz, yağ sürünmez ve yağlanmaz (Krem kullanmaz), saçını ve sakalını çöven (hatmi) ile yıkamaz, çünkü o sabun hükmündedir. Ayrıca başını kaşımaz, şayed ihtiyaç sebebiyle kaşıyacak olsa kıllarının kopmaması için yavaş yavaş karışır(101) hükmünde ittifak etmiştir.
Safran, vers ve usfur ile boyanmış elbise giyemez. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "ihramlı kimse za'feran ve vers dokundurulmuş elbiseyi giyemez"(102) buyurmuştur. Ancak bu kokulu bitkilerin dokunduğu elbiseler çok iyi yıkanırsa ve kokusundan eser kalmazsa durum değişir. İhramlı kimsenin gusül abdesti almasında bir beis yoktur. Zira Hz. Ömer (ra) ihramlı olduğu halde gusül abdesti almıştır.(103)
HACC İBADETİ NASIL EDA EDİLİR?
HACC İBADETİ NASIL EDA EDİLİR?
İhramlı olan kimse; Mekke-i Mükerremeye yaklaştığı zaman, imkân bulursa gusül abdesti alır. İmam-ı Merginani: "Mükellef Mekke'ye girdiği zaman ilk defa Mescid-i Haram'a gider. Zira rivayet edilmiştir ki Resûl-i Ekrem (sav) Mekke'ye girer-girmez Mescid-i Haram'a gitmiştir. Kaldı ki maksad; Kâbe-i Muazzama'yı ziyaret etmektir. Bu ise o mekândadır. Mekke'ye gece veya gündüz girmesi, mükellefe hiçbir zarar vermez. Çünkü yapılan amel, bir beldeye girmekten ibarettir. Kâbe-i Muazzama'yı gördüğü zaman tekbir getirir ve kelime-i tevhid'i söyler, İbn-i Ömer (ra)'in Kâbe-i Muazzama ile karşılaştığı zaman "Bismillâhi vallâhû ekber" dediği bilinmektedir. İmam-ı Muhammed (rh.a) "El Asl" isimli eserinde; beyti gören kimse için dualardan herhangi birşeyi tayin buyurmamıştır. Zira duaları vakitlendirmek sûretiyle tayin etmek, kalbin inceliğini (rikkatini) tahrip eder, götürür. Eğer dualardan nakledilen birisiyle (Resûl-i Ekrem (sav) ve Sahabe-i Kiram'ın dualarından birisini) teberrük ederse, bu gerçekten güzeldir"(106) hükmünü beyan etmektedir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Mekke'ye girmek için gusül abdesti almak müstehaptır. Mükellef; "Beni Şeybe" kapısına gelinceye kadar, telbeyi getirerek dahil olma durumundadır. Bu da müstehaptır. Mescid-i Haram'a; mütevazi bir vaziyette, huşû ve ihlâsla, o makamın azameti düşünülerek sakin sakin, telbiye getirilerek girilir. Bahru'r Raik'te de böyledir. Zaruret bulunmadığı süre içerisinde Mescid-i Haram'a yalınayak girilir. İhtiyar'da da böyledir. Mescid-i Haram'a giren kimse önce sağ ayağını atar ve şu şekilde dua eder: "(107) Hükmü kayıtlıdır.
"Bismillâhi velhamdü lillâhi vesselâtü alâ Resûlillâhi!.. Allahümeftah lî ebvâbe rahmetike ve edhılnî fiyha!.. Allahümme innî es'elûke fi mekami hâzâ en tusalliye alâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike ve terhamenî ve tukîyle asreti ve tağfire zünûbi ve teda'a anni vizrî"
Mânası: Allahû Teâla (cc)'nın adıyla başlarım. Hamd Allah'a (cc) mahsustur. Salât ve selâm O'nun Resûlüne olsun. Allah'ım!.. Bana rahmetinin kapılarını aç ve beni oraya dahil et!.. Allah'ım!.. Gerçekten şu yüce makamda senden, senin kulun ve Resûlün olan Efendimiz Muhammed'e salât eylemeni diliyorum Bana da merhamet etmeni, hatalarımı gidermeni, günahlarımı bağışlamanı ve benden fenalıklarımı kaldırmanı da bu bulunduğum yerde, senden istiyorum."
Kâbe-i Muazzama'yı (Beytullah'ı) görünce tekbir ve tehlil okuyarak, gönlünden geçtiği gibi dua eder. Daha sonra Hacer-i Esved'in karşısından tavafa başlar. Önce Hacer-i Esved'e döner, tıpkı namazda olduğu gibi iki elini kaldırarak tekbir alır. Zira rivayet edilmiştir ki; Resûl-i Ekrem (sav) mescid'e girdi, Hacer-i Esved'in karşısında durdu. Önce tekbir getirdi, daha sonra tehlil'de bulundu."(108) Essah olan kavle göre eller omuz hizasına kadar kaldırılır.(109) Eğer hiçbir mü'mine eziyyet vermeksizin, Hacer-i Esved'e elini ve yüzünü sürebilmek mümkünse, bunu yapar. Zira Resûl-i Ekrem (sav)'den rivayet edilmiştir ki; "Hz. Ömer (ra)'e hitaben" şunu beyan buyurmuştur: "Şüphesiz sen kuvvetli bir kimsesin, Hacer-i Esved'i istilâm etmeye kalkarsan zayıf müslümana eziyyet verirsin. O halde Hacer-i Esved'i istilâm edeceğim diye insanları sıkıştırma. Fakat müsait bulursan onu istilâm et (Elini ve yüzünü sür). Eğer müsaid değilse Hacer-i Esved'e karşıdan istikbal et, tekbir getir ve kelime-i tevhid'i söyle."(110) Hanefi fûkahası; Hacer-i Esved'e elini ve yüzünü sürmenin (İstilâm etmenin) "sünnet", mü'mine eziyyet vermemenin ise "Vacip" olduğunu esas almıştır.(111) Hacer-i Esved'i istilâm ederken şu dua okunur:
"Bismillâhirrahmânirrahıym. Allahümmağfirli zünûbi ve tahhirlî kalbî veşrahlî sadri ve yessirlî emri ve âfinî fimen âfeyte"
Manası: "Rahmân ve Rahim olan Allahû Teâla (cc)'nın adı ile!.. Allah'ım!.. Benim günahlarımı bağışla ve kalbimi temizle, yüreğime genişlik ver, işimi bana kolaylaştır ve kendilerine afiyet verdiğin kimseler gibi bana da afiyet ver". Muhıyt'te de böyledir.(112)
Bu duadan sonra, Haceri'l Esved'in sağından Kâbe'nin kapısını takip ederek tavafa başlar.(113) Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in; Hacer-i Esved'i istilâm ettikten sonra, sağından Kâbe-i Muazzama'nın kapısını takiben yedi şavt tavaf buyurduğu bilinmektedir.(114) Bu sünnettir.
ŞAVT
REMEL
Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim'e gelip orada iki rek'at namaz kılar. Şayed mükellef Makam-ı İbrahim'de yer bulamazsa, Mescid-i Haram'ın mümkün olan bir yerinde namazını kılar. Feteva-ı Hindiyye'de "Bu iki rek'at tavaf namazı bize göre (Hanefi fûkahasına) vaciptir. Birinci rek'atta, Fatiha'dan sonra "Kâfirûn" sûresi, ikinci rek'atta ise Fatiha'dan sonra "İhlâs" sûresini okur. Bize göre kılınan herhangi bir farz namaz, bu iki rek'at tavaf namazı yerine geçmez. Zahidi'de de böyledir. Bu namazdan sonra Makam-ı İbrahim'in arkasında dua etmek müstehabtır. Kişi bu duasında dünya ve ahirette muhtaç olduğu hususları Allahû Teâla (cc)'dan taleb eder. Tebyin'de de böyledir. Tavaf namazı; nafile namaz kılmanın mübah olduğu her vakitte kılınabilir. Tahavi'de de böyledir. Tavafı tamamlayan mükellefin; Safa tepesine çıkmadan önce "Zemzem" kuyusuna inip, "Zemzem" suyu içmesi ve kalanını yere dökmesi ve şu şekilde dua etmesi gerekir.(122) Hükmü kayıtlıdır. Dua şudur;
"Allahümme inni es'elüke rızkan vasian ve ilmen nafian ve şifaen min külli dâin"
Mânası: "Allah'ım!.. Senden geniş rızık, faydalı ilim ve her derde devâ vermeni istirham ediyorum." Yapılan bu ilk tavafa "Kudûm" denir, sünnettir.
Safa ile Merve arasında sa'y etmek isteyen kimse; Hacerü'l Esved'e döner ve istilâm eder. Şayet buna imkân bulamazsa; Hacerü'l Esved'e yüzünü dönerek tekbir ve tehlil getirir. Sonra doğruca Safa tepesine geçer. Resûl-i Ekrem (sav)'in "Benî Mahzûn" kapısından Safa'ya çıktığı bilinmektedir. Bu kapıya "Babü's Safa" adı verilmiştir. Buradan çıkmak sünnettir.(123) Esasen en yakın olan kapı da budur. Başka kapılardan çıkmak da mümkündür. Kapıdan çıkarken sol ayak atılır. Safa tepesine çıkmak gereklidir. Bundan murad; Safa tepesinden "Beytullah'ın" görülmesidir.(124) Zira mükellif; Safa tepesinden yüzünü "Beytullah'a" dönerek, ellerini kaldırır ve üç defa tekbir alır. Daha sonra Kelime-i Tevhid, salât-ü selâm ve duada bulunur. Sonra Safa tepesinden iner; batn-ı vadiye gelene kadar sükûnet içerisinde yavaş yavaş yürür. Yeşil direğe gelince koşmaya başlar ve ikinci yeşil direğe kadar koşar.(125) İkinci yeşil direği geçtikten sonra vakar içerisinde Merve tepesine kadar yürür. Merve tepesine gelince "Beytullah'a" karşı yüzünü çevirir; Allahû Teâla (cc)'ya hamd-ü sena, Resûl-i Ekrem (sav)'e salât-ü selâm, tekbir, tehlil ve duada bulunur. Safa ile Merve arasında yedi şavt gelir-gider!.. Sonuç olarak; Safa tepesinden Merve'ye dört gidiş ve merve'den safaya üç dönüş yapılmış olur. Sa'yi tavaftan sonra yapmak şarttır. Hatta bir kimse tavaftan önce sa'y etmiş bulunsa; bu sa'yi tavaftan sonra iade etme durumundadır.(126)
Kur'an-ı Kerim'de: "Şüphe yok ki "Safa" ile "Merve" Allah'ın şearindendir. İşte kim o beyti (Kâbe-i Muazzama'yı) hacc veya Umre (Kasdı) ile ziyaret ederse, bunları güzelce tavaf etmesinde üzerine bir beis yoktur. Kim gönlünden kopararak bir hayır işlerse, mükâfatını görür. Çünkü Allah taatlerin ecrini veren, (Her şeyi de) Hakkı ile bilendir"(127) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu Ayet-i Kerime'yi esas alan Hanefi fûkahası; "Safa" ile "Merve" arasında sa'y etmek vaciptir, rükün değildir" hükmünde ittifak etmiştir.(128) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sa'y'a nereden başlanacağı hususunda" kendisine yapılan bir müracaatı izah ederken: "Allahû Teâla (cc)'nın kendisiyle başladığı ile (Safa tepesi) başlayınız"(129) hükmünü esas alan, Hanefi fûkahası, sa'y amelinin "Safa" tepesinden başlaması gerektiğine kail olmuştur. İmam-ı Şafii (rh.a) indinde; "Safa ile Merve" arasında sa'y, haccın rüknüdür.
Sa'yi tamamlayan mükellef; Mescid-i Haram'a girip iki rek'at namaz kılar.(130) Eğer hacca niyyet etmişse, ihramlı olarak Mekke'de Terviye gününe (Zilhicce'nin 8.nci günü) kadar kalır. Her fırsat buldukça Kâbe-i Muazzama'yı tavaf eder. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Beyti tavaf namazdır. Namaz ise vazolunmuşların en hayırlısıdır"(131) buyurmuştur. (Ancak bu tavaflardan sonra Safa ile merve arasında sa'y etmez!) Kâbe-i Muazzama'yı tavaf eden mükellefin; her yedi şavt'tan sonra iki rek'at namaz kılması esastır. Çünkü Resûl-i Ekrem (sav): "Tavaf eden mükellef, her yedi şavt için iki rek'at namaz kılsın"(132) hükmünü beyan buyurmuştur. Hanefi fûkahasının indinde bu namaz vaciptir. İmam-ı Şafii (rh.a) ise "Sünnet" olduğunu esas almıştır.(133)
Terviye gününden bir gün önce imam bir hutbe okur!.. Bu hutbe'de insanlara Haccın Menasikini izâh eder. Hacc esnasında üç hutbe vardır. Bunlar:
1. Terviye gününden bir gün önceki hutbe,
2. Arefe günü Arafat'ta okunan hutbe,
3. Zilhicce'nin onbirinci (Bayram'ın ilk günü) Mina'da okunan hutbedir.
Bu hutbeler arasında oturulmaz. Ancak Arefe günü okunan hutbe iki hutbe olduğu için ikisinin arasında bir miktar oturulur. Bu hutbelerin hepsi zevalden (Yani öğle namazından) önce okunur. Yalnız Arefe günü hutbe zevalden sonra, fakat yine de öğle namazından az önce okunur. Tebyinde de öyledir.(134) Terviye günü sabah namazından ve güneşin doğmasından sonra hep birlikte Mina'ya gidilir. Efdal olan budur. Ancak güneş doğmadan önce gidilmiş olsa da caizdir. O gece Mina'da geçirildikten sonra; Arefe gününün sabah namazı edâ edilir. Daha sonra topluca Arafat'a doğru yola çıkılır. Mükellefin Mekke'de geceleyip, Arefe gününün sabah namazını orda kıldıktan sonra Arafat'a yönelmesi ve Mina'ya da uğraması, caizdir. Fakat böyle yapmak Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetini terk etmek olduğu için, güzel bulunmamıştır.
İmam-ı Merginani: "Tevriye gününde Mekke'de sabah namazını kıldığı zaman, Mina'ya hareket edilir. Arefe günü sabah namazını kılıncaya kadar orada ikamet edilir. Zira rivayet edildi ki; "Peygamber (sav) Tevriye gününde Mekke'de sabah namazını kıldı. Güneş doğduktan sonra Mina'ya hareket etti. Mina mevkiinde öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını edâ etti. Sabah Namazından sonra Arafat'a doğru yola çıktı." Şayed Arefe gecesi Mekke'de kalıp, sabah namazını orada edâ ettikten sonra Arafat'a doğru yola çıksa ve Mina'ya uğrasa kifayet eder. Zira Mina'da Arefe gününde, herhangi bir hacc menasikini edâ etmek sözkonusu değildir. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)'in sünnetini terketmesi sebebiyle isaet (Hata) etmiş olur"(135) hükmünü beyan etmektedir.
Mina'dan topluca Arafat'a doğru hareket edilir. Bir mü'minin; Mina'dan güneş doğmadan önce tek başına Arafat'a doğru hareket etmesi, "Tekebbür" tehlikesi dikkate alınarak hoş bulunmamıştır. İmam-ı Muhammed (rh.a) "el Asl" isimli eserinde; "Arafat'a cemaat halinde inmek esastır. Zira tek başına inmekte tekebbür (Kibirlenme) tehlikesi vardır. Hal ise tevâzu ve ihlâsı gerektirir. Cemaat halinde dua ve ibadetin kabulü daha umulan bir husustur"(136) hükmünü beyan etmiştir. Arafat'ın her yeri vakfe için müsaittir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Arafat'ın her yeri vakfe için uygundur. Ancak Batn-ı Arene'den uzak durunuz. Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. Fakat muhassir vadisinden uzak durunuz"(137) hükmünü beyan buyurmuştur. Vakfe'de en faziletli mekân "Cebel-i Rahme" denilen kısımdır. Zevâlden sonra, hacc emiri veya imam hutbe'ye çıkar ve Müezzin de ezân okur. Tıpkı Cum'a Namazında olduğu gibi hacc emiri veya imam "Hutbe'yi" okur. Feteva-ı Hindiyye'de: "İmam bu hutbede insanlara Arafat ve Müzdelife vakfelerini, şeytan taşlamanın hükmünü ve mahiyetini, kurban kesmeyi, traş olmayı, ziyaret tavafını ve Bayram'ın ikinci gününe kadar hacc'da yapılması icabeden bütün amellerin nasıl edâ edileceğini izah eder. Gâyetü's Sürûci'de de böyledir. Sonra minberden iner, öğle namazının vaktinde, öğle ve ikindi namazlarını (Cem'i takdim) birlikte kıldırır. Bu namazlarda imam açıktan okumaz, gizli kıraat eder. Bu namazlar için, sadece bir ezân okunur ve kamet getirilir. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir. Bu iki namaz esnasında öğle namazının ilk sünnetinden başka, nafile bir namaz edâ edilemez. Bunların arasında nafile namaz kılınırsa mekrûh olur. Ayrıca böyle bir durumda ikindi ezanı tekrar okunur. Kafi'de de böyledir. Kezâ bu iki namaz arasında, yemek, içmek vb.. şeylerle meşgul olmak da mekruhtur. Siracû'l Vehhac'da da böyledir"(138) hükmü kayıtlıdır.
Bundan sonra hacc emiri veya imam; sünnet olan gusül abdestini alır ve Cebel-i Rahme'nin yakınında Kâbe-i Muazzama istikametine dönerek vakfe'ye durur.(139) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Vakfelerin en hayırlısı, kendisiyle kıbleye istikbal edilenidir"(140) buyurduğu bilinmektedir. Arafat vakfesinin iki şartı vardır:
Birincisi: Vakfe'nin Arafat'ta yapılması,
İkincisi: Vakfe'nin belirli zamanda edâ edilmesidir.
Niyyet etmek Vakfe'nin şartlarından değildir. Ancak niyyet etmek ve kıble'ye karşı vakfede durmak efdaldir. Vakfe'yi güneşin battığı zamana kadar uzatmak vaciptir. Vakfe'nin sünnetleri ise şunlardır: Gusül abdesti almak, iki hutbe, öğle ve ikindi namazlarını cemetmek, bu namazlardan sonra vakfe yapma hususunda acele etmek, oruçlu olmamak, devamlı abdestli olmak, imama yakın bulunmak ve onun arkasında olmak, vakfe'ye kalben hazır olmak ve dünyevi kaygılardan, endişelerden ve dünyevi işlerden zihnen sıyrılmak, vakfe esnasında dua ile meşgul olmak ve kafirlerin gelip-geçeceği yollarda vakfe yapmamak!.. Ayrıca Resûl-i Ekrem (sav)'in vakfe yaptığı siyah ve büyük kayanın yanında vakfe yapmak!.. Eğer oraya yaklaşmak güç ise, imkân nisbetinde yakın olmaya çalışmak. Bahru'r Raik'te de böyledir.(141)
Vakfe sırasında dua etmek esastır. İmam-ı Merginani: "Bu hususu izah" ederken şunları kaydediyor: "Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in vakfe esnasında dua ettiği rivayet edilmiştir ve denilmiştir ki: "Peygamber (sav) yemek isteyen miskin gibi ellerini uzatarak arefe gününde dua ederdi". Mükellef dileği gibi duada bulunur. Her ne kadar bazı dualar hususunda eserler varid olmuşsa da!.."(142) Feteva-ı Hindiyye'de: "Alimlerimiz vakfeye mahsus muayyen bir dua rivayet etmemişlerdir. Çünkü insanlar burada gönüllerinden geçtiği gibi dua ederler. Bedai'de de böyledir. Ancak Arafat'ta ekseri insanların yaptıkları dua şudur"(143) denilmektedir.
Manası: Allahû Teâla (cc)'dan başka ilâh yoktur, bütün putları ve tağutları reddederim. Allahû Teâla (cc)'nın ortağı yoktur, hüküm koyma hakkı (mülk) O'na aittir. Hamd da yalnız O'na mahsustur. Hayat veren de öldüren de O'dur!.. Allahû Teâla (cc) mutlak hayat sahibidir, kat'iyyen ölmez. Hayır O'nun kudret elindedir ve Allah herşeye hakkı ile kadirdir. Ancak Allahû Teâla (cc)'ya kulluk ederiz ve Allahû Teâla (cc)'dan başka Rabb (Terbiye edici, hüküm koyucu) tanımayız!.. Allah'ım!.. Kalbime nûr ver, kulağıma nûr ver, gözüme nûr ver. Allah'ım! Kalbimi genişlet ve benim işimi kolaylaştır. Allah'ım!.. Bu yer, cehennem ateşinden sana sığınmanın ve ondan korunmak isteyenin makamıdır. Affınla beni cehennem ateşinden koru ve rahmetinle beni cennetine koy!.. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi. Beni İslâm'a kavuşturduğun gibi, onu benden sıyırıp alma ve beni ruhumu alıncaya kadar İslâm üzere bulundur. Allah'ım ben İslâm üzereyim."
Güneş battığı zaman Ulû'lemr (Hacc emiri) ve cemaat; sükûnet ve vakarla Müzdelife'ye hareket ederler.(144) Müzdelife'ye giderken yavaş yavaş yürümek efdaldir. Feteva-ı Hindiyye'de: "Hacıların Müzdelife'ye Hacc emirile birlikte dönmeleri ve onun önüne geçmemeleri uygun olur. Ancak Hacc emiri, güneş battıktan sonraya kalırsa, Müzdelife'ye vaktinde girebilmek için cemaat ondan önce gider. El İhtiyar Şerhü'l Muhtar'da da böylerdir"(145) hükmü kayıtlıdır. Müzdelife'ye doğru harekete geçen mükellef; tekbir, kelime-i Tevhid ve devamlı olarak Telbiye getirir. Allahû Teâla (cc)'ya hamdü senâ'da bulunur ve bol bol istiğfar eder.
Müzdelife'de yatsı namazının vakti girince; Müezzin ezân okur ve bunun arkasından kamet getirir. Hz. Cabir (ra)'den rivayet edilen hadis'te; "Peygamber (sav) akşam ve yatsı namazını bir tek ezân ve ikametle cem etti"(146) buyurulmuştur. Dolayısıyla Ulûlemr veya Hacc emiri ile birlikte; cemaat önce akşam namazını, daha sonra da yatsı namazını arka arkaya kılarlar. Bu iki namaz arasında kat'iyyen nafile namaz kılınmaz. Feteva-ı Hindiyye'de: "Müzdelife'de akşam ve yatsı namazını, cem'i tehirle tek başına kılmak caizdir. Bu Arafat'taki cem'i takdimin hilâfınadır. Ancak efdal olan, cemaat olarak imamla birlikte kılmaktır. İzah'ta da böyledir. İmam Mahbubi: "Müzdelife'deki Cem'de; hutbe, Ulû'lemr, cemaat ve ihram şart kılınmıştır" demiştir. Kifâye'de de böyledir. Yatsı namazı kılındıktan sonra Müzdelife'de gecelenir. Muhıyt'te de böyledir"(147) hükmü kayıtlıdır.
Müzdelife'de gecenin bir kısmını dua ve zikirle geçirmek müstehabtır. Mükellef; şeytan taşlamada kullanmak üzere nohut büyüklüğünde 70-80 adet taş toplar ve güzelce yıkar!.. Abdullah İbn-i Mes'ûd (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûl-i Ekrem (sav) Müzdelife'de sabah namazını gecenin son karanlığında edâ etmiştir."(148) Dolayısıyla "Ferc-i Sadık" beklenmez, tıpkı Arafat'ta ikindinin öne alındığı gibi, erken kılınması caiz olur.(149) İmam veya hacc emiri, sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra vakfe yapar. Feteva-ı Hindiyye'de: "Vakfe esnasında cemaat imamın ardında ve dilediği yerde durur. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir. Müzdelife'de "Kuzeh" dağının başında ve imamın arkasında vakfe yapmak daha efdaldir. Tahavi Şerhinde de böyledir. Vakfe esnasında Allahû Teâla (cc)'ya hamd-ü senâ'da bulunulur, tehlil, tekbir, telbiye ve Resûl-i Ekrem (sav)'e salâtü selâm getirilir. Zâd'da da böyledir. Muhassir vadisinin dışında, Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir. Feteva-ı Kadıhan'da da böyledir. Muhassir vadisi (Batn-ı Muhassir) denilen mevkie gelen mükellef, eğer yaya yürüyorsa süratini artırır, binekli ise hayvanını harekete geçirir ve bir ok atımı kadar böyle yapar. Kirmani böyle söylemiştir. Hidaye Şerhi'nde de böyledir"(150) hükmü kayıtlıdır. Müzdelife'de vakfe'nin vakti; fecrin tulûundan, ortalığın iyice ağarmasına kadardır. Güneş doğunca, Müzdelife vakfesinin vakti tamam olur. Fecrin doğmasından önce; hiçbir mazereti yokken müzdelife'yi terkeden kimsenin bir kurban kesmesi gerekir.
"Bismillâhi vallâhû Ekber!.. Rağmenliş'şeytâni vehizbihî Allâhümmec'al haccî mebrûren ve sa'yî meşkûren ve zenbî mağrûren"
Mânası: "Allahû Teâla (cc)'nın adı ile başlarım. Yemin ederim ki, Allah (cc) en büyüktür!.. Şeytan ve Şeytan'ın partisine (Düzenine) hakaret olsun ve Şeytani güçler kahrolsunlar diye bu taşları atıyorum.(157) Allahım!.. Haccımı kabul buyur, say-ü gayretimi şükre lâyık eyle ve günahlarımı bağışla."
Şeytan taşlarken, mü'minlerin birbirlerine eziyyet vermemeye gayret etmeleri esastır. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav): "Birbirinize eziyyet vermeden ufak taşları atmanızı lüzûmlu görürüm"(158) buyurduğu bilinmektedir. Akabe cemresine yedi taş atıldıktan sonra kurban kesme gündeme girer. Yalnız hacca niyet etmiş olan kimselere (Müfrid'e, İfrat haccı yapan kimseye) kurban kesmek vacip değildir. Bunlar kurban kesmek istemiyorlarsa, başlarını tıraş ederler. Temettü ve Kıran haccını yapan kimselere kurban kesmek vaciptir.(159) Bunlar kurbanlarını kestikleri an, saçlarını tıraş ederler. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Saçlarını tıraş edenlere Allah rahmet etsin"(160) duasında bulunduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası "Resûl-i Ekrem (sav)'e iktida noktasından saçın tamamını tıraş etmek efdaldir"(161) hükmünde ittifak etmiştir. Ancak bir özürü mevcutsa kısaltmakla yetinir. Feteva-ı Hindiyye'de: "İhramdan çıkmak için, makina ile tıraş olmak caizdir. Siracü'l Vehhac'ta da böyledir. Tıraş olma esnasında berberin (Tıraş eden kimsenin), sağdan başlaması ve tıraş olan kimsenin başının sol yarısını önce tıraş etmesi sünnettir. Fethû'l Kadir'de de böyledir. Tıraş olduktan sonra saçı defnetmek müstehaptır. Aynı şekilde tıraş olurken dua etmek ve tekbir getirmek de müstehabtır. Tıraş olduktan sonra saçın atılmasında da bir beis yoktur. Ancak helâya veya yıkanılan yere atmak mekruh olur. Bahru'r Raik'te de böyledir". İhramdan çıkınca, tırnakları kesmek bıyığı kısaltmak, tıraştan sonra etek tıraşı yapmak da müstehaptır. Gayetü'l Sürûci ve Şerhu'l Hidaye'de de böyledir. Tıraş olan kimse, sakalından birşey almaz; alırsa birşey de lâzım gelmez. Tebyin'de de böyledir"(162) hükmü kayıtlıdır. Resûl-i Ekrem (sav)'in; Akabe cemresini taşlayıp, kurbanını kesen ve tıraşını olan mükellefle ilgili olarak: "Onun için herşey helâldır, ancak kadınlar (cinsi münasebet) değil"(163) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası "İhram sebebiyle haram olan şeyler, kadınlarla cinsi münasebet ve cinsi münasebetin davetçisi hükmünde olan öpme, kucaklama vs. hariç, helâl olur"(164) hükmünde ittifak etmiştir.
Akabe Cemresini taşlayan, kurbanını kesen ve tıraşını olan mükellef; mümkün olursa aynı günde ziyaret tavafını yapar. Bu tavaf farzdır.(165) Aynı gün mümkün olmazsa; bayramın ikinci ve üçüncü gününde eda eder. Daha fazla tehir etmez. Feteva-ı Hindiyye'de: "Tıraş olan kimseye bu tıraşı ile, kadınla cinsi münasebet hariç diğerleri helâl olmuştu. Ziyaret tavafının ilk dört şavtını yaptığı zaman, kadınla cinsi münasebet kendisine helâl olur. Çünkü tavafın bu ilk dört şavtı rükündür. Kalan üç şavtı ise vaciptir. Bir kimse (Akabe cemresini taşlayıp, kurban kesip, tıraş olduktan sonra) tavaf etmedikçe, aradan uzun yıllar geçse bile, kendisine kadınla münasebet helâl olmaz. Bu hususta icma vardır"(166) hükmü kayıtlıdır. Hacc-ı İfrad'a niyetli olan mükellef; daha önce kudûm tavafından sonra Safa ve Merve arasında sa'yını edâ etmişse, bu farz olan tavaftan sonra sa'y etmez. Kıran ve Temettü haccına niyetli olanlar ise ziyaret tavafından sonra sa'y ederler. Daha sonra yeniden "Mina'ya dönülür ve orada gecelenir. Bunun sünnet olduğu bilinmektedir.(167)
Hacc ibadetini edâ eden mükellef; bayramın ikinci günü, güneş zeval noktasına vardıktan sonra üç cemre'yi de taşlar. Taş atmaya "Hayf Mescidi'nin" yakınında olan cemreden (Küçük şeytan) başlar ve ona yedi taş atar. Her taşı atarken "Allahû Ekber" der!.. Daha sonra onu takip eden Cemre'ye -ki buna "Cemretü'l Vusta" (Orta Şeytan) denir- yedi taş atar. Sonra Akabe Cemresi'ne gelir ve ona da yedi taş atar. Küçük ve orta cemrelerin yanında bir miktar durması icabeder, ancak son cemrenin yanında durması gerekmez. Kafi'de de böyledir.(168) Bayramın üçüncü gününde de; tıpkı ikinci gününde olduğu gibi, zeval vaktinden sonra cemreleri taşlar. Bundan sonra eğer Mina'dan ayrılmak isterse, dördüncü günün taşları sakıt olur.(169) Ancak Mina'da kalırsa, bütün cemrelere yedişer taş daha atar ki; toplam yetmiş taş olur!..
Mekke'nin dışından gelen mükellef'ler; ayrılmak istedikleri zaman "Veda" tavafını yapmak durumundadırlar. Essah olan kavle göre "Veda" tavafını yapmak hacc ibadetini edâ edenler için vaciptir. Umre yapanlar için ise gerekli değildir. Ayrıca veda tavafı hayızlı ve nifaslı olanlara haccı zayi etmiş bulunanlara da vacip değildir. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(170)
Vedâ tavafı yedi şavt olarak edâ edildikten sonra; Makam-ı İbrahim'e veya Mescid-i Haram'ın müsait bir yerine geçilerek "Tavaf" namazı iki rek'at olarak kılınır. Daha sonra "Zemzem" suyundan içmek üzere kuyuya inilir ve kıbleye karşı dönülerek ayakta içilir!... Bu sırada mükellef içinden geldiği gibi dua eder.
Kâbe-i Muazzama'nın kapısı ile Hacerü'l Esved arasında kalan "Mültezem" denilen yerde, sağ el kapıya doğru uzatılarak Allahû Teâla (cc)'dan rahmet dilenir ve göz yaşı dökülür. Yeryüzü müstekbirlerine ve tağutlara karşı, mü'minlerin muzaffer olması için dua edilir. Cihad gayreti ve şehadet mertebesinin üstünlüğü dikkate alınarak, "Şehid" olma arzusu beyan edilir. Bir müddet tekbir, Kelime-i Tevhid ve Resûl-i Ekrem (sav)'e salât-ü selam getirildikten sonra, Hacerü'l Esved istilâm edilir. Daha sonra yüzü Kâbe-i Muazzama'dan ayırmadan, huşû ve ihlâs içerisinde Mescid'den çıkılır.
KADINLARIN HACC İŞLERİ
1. Kadınlar, erkekler gibi başlarını açamazlar. Yalnız yüzlerini açık bulundururlar. (Peçe kullanmazlar)
2. Telbiye getirirken seslerini, ancak kendileri işitecek kadar yükseltirler.
3. Safa ile Merve arasında "Sa'y" ederken, yeşil işaretler arasında koşmazlar ve "Tavaf" esnasında Remel yapmazlar.
4. Saçlarını dibinden tıraş etmezler, ancak uçlarından biraz keserler.
5. Kalabalık ve sıkışık durumlarda, Hacerü'l Esved'i istilâm etmezler.
6. Safa ve Merve tepelerine çıkmazlar.
7. Kendilerine ait her çeşit dikişli elbise ve ayakkabı giyerler. Hayız ve nifaz hallerinde, temizlik için yıkanırlar ve tavaftan başka bütün vazifelerini yaparlar. Hayız ve Nifas sebebiyle farz olan ziyaret tavafını yapamayanlar, temizlendikten sonra bu farzı edâ ederler. Erkekliği ve dişiliği meşkuk olan "Hünsa-i Müşkil" durumunda olan kimseler, kadınlar hükmüne tabidir. Yani hacc ibadetini, kadınlar gibi edâ ederler.(171)
İhramlı olan bir kimse, Mekke-i Mükerreme'ye uğramadan, Arafat'taki "Vakfe"ye yetişirse, hacc ibadetine kavuşmuş demektir.(172) Zira Resûl-i Ekrem (sav)'in: Hacc Arafa'dır. Kim Arafa'ya kavuşursa, hacca kavuşmuş demektir. Kim de Arafa'yı fevt ederse (Kaçırırsa) haccı kaçırmış demektir"(173) buyurduğu bilinmektedir. Arafe gününün zevalinden itibaren, Kurban bayramı gününün fecri doğuncaya kadar, Arafat'ta bir müddet vakfe'ye yetişen kimse farzı edâ etmiş olur.(174)
HACC-I KIRAN
HACC-I KIRAN
Önce kelime üzerinde duralım. Molla Hüsrev: "Kıran lûgat'ta iki şeyin mutlak bir sûrette bir araya gelmesidir. Fûkahanın örfünde ise "İhlâl" manasınadır. İhlâl; hac ile umreyi beraber yapmak için tekbir ile sesi yükseltmektir"(175) hükmünü beyan ediyor. Dürri'l Muhtar'da: "Kıran lûgat'ta iki şeyi bir araya getirmektir. Şer'an ise; hacc ve umre için birlikte ihlâl yapmak, yani yüksek sesle telbiye getirmektir. Bu hakikaten olduğu gibi hükmen de olur"(176) denilmektedir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Ey Âl-i Muhammed!.. Hac ve umre için birlikte telbiye getirin"(177) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; "Hacc-ı Kıran, Hacc-ı Temettü ve Hacc-ı ifrad'dan efdaldir. Hacc-ı Kıran'ın sıfatı; mikat'ta umreye ve hacca birlikte niyyet etmektir"(178) hükmünde ittifak etmiştir.
İmam-ı Merginani: "Hacc-ı Kıran'ın sıfatı; umreye ve hacca birlikte niyyet ederek telbiye getirmek ve namazın peşinden;
"Allahümme inni ürîdül hacc vel umrete feyessirhümâ lî ve takabbelhümâ ninnî"
"Allah'ım!.. Ben hacc ve umre yapmak arzusundayım. Bu ikisini bana müyesser kıl ve bu ikisini benden kabul buyur"demesidir. Zira kıran; hac ile umrenin arasını birleştirmektir"(179) hükmünü beyan etmektedir. Hacc-ı Kıran'a niyet eden mükellef; Mekke-i Mükerreme'ye girince umre için Kâbe'yi tavaf eder, tavaf namazını kılar ve zemzem suyunu içer!.. Daha sonra Safa ile Merve arasında sa'yi edâ eder. Artık ihramdan çıkmaz. Daha sonra "Kudûm" tavafını ve sa'yini yapar. Devamlı olarak ihram içerisinde kalmak ve ihram sebebiyle haram olan hususlara riayet etmek durumundadır. Terviye günü; hacc-ı ifrad'a niyyet eden mükellefin yaptığı gibi, Mina'ya ve oradan da Arafat'a çıkıp, vakfeyi edâ eder. Daha sonra Müzdelife'ye dönerek orada da vakfesini yapar. Bayramın birinci günü; Akabe Cemresini taşladıktan sonra Allahû Teâla (cc)'ya şükran olmak üzere, kurban keser. Buna "Dem-i Kıran" denir.(180) Ancak kurban bulamaz veya kesmeye gücü yetmezse; sonu Arafe'ye raslamak üzere hacc'da üç gün oruç tutun. Bu üç günlük orucu kurban bayramına kadar tutmayıp geçirmesi halinde, kurban kesmekten başka çaresi yoktur. Sonra memleketine varınca yedi gün daha oruç tutmak zorundadır. Dolayısıyla oruç sayısı on güne çıkar. Hacc-ı kırân'ı edâ eden mükellefe "Karin" denilir; "Karin"; hacc ve umre arasında tıraş olamaz.(181) Ancak Bayram'ın birinci günü Akabe cemresini taşlayıp, kurbanını kestikten sonra tıraş olabilir.
HACC-I TEMETTÛ
HACC-I TEMETTÛ
Temettû; "Meta" veya "Müta"dan alınma bir kelime olup, faydalanmak manasına gelir. İslâmi ıstılâhta; umreyi veya onun ekseri şavtlarını hacc ayları içerisinde edâ etmektir. Şavtların az kısmını, meselâ Ramazan ayından yapar da sonra kalanını şevval ayında tavaf ederse, o sene haccettiği takdirde temettû haccı yapmış olur. Sonuç olarak; "Hacc aylarında (ve aynı yıl içerisinde) iki ihramla umre ve haccı edâ etmeye "Hacc-ı Temettû" denir."
Hacc-ı Temettû'nun sıfatı; mikat'ta "Umre" niyetiyle ihrama girmektir. Mükellef gusül abdestini (veya abdestini) alır, iki rek'at namaz kıldıktan sonra kalbi ile niyyet eder ve diliyle şunları söyler;
"Allahümme innî uriydü'l umrete feyessirhu li ve tekebbelhû minni"
Mânası: "Allah'ım!.. Ben umre yapmak istiyorum. Onu (Umre'yi) bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur."
Daha sonra Mekke-i Mükerreme'ye girerek umre için tavaf eder, sa'y amelini edâ eder, sonra tıraş olur veya saçlarını kısaltarak umre ihramından çıkar.(183) Tavaf için Hacerü'l Esved'i selâmladığı an "Telbiye'yi" keser.(184) Umre 'yi edâ ettikten sonra; Mekke'de ihramsız olarak ikamete başlar. Sürekli olarak Mekke'de oturması da şart değildir. Civarında bulunan beldeleri gezmesinde bir mahzur yoktur.
Tevriye günü; Mescid-i Haram'da hacc için ihrama girer.(185) Feteva-ı Hindiyye'de: "Buradaki şart; harem dahilinde ihrama girmektir, yoksa Mescid-i Haram'da girmek şart değildir. Hidaye'de de böyledir. Tevriye gününden önce de, ihrama girmekte ne kadar acele edilirse, o kadar güzel olur. Cevheretü'n Neyyirde'de de böyledir. Mütemetti (Hacc-ı Temettû'ya niyyet eden mükellef); Müfrid'in (Hacc-ı İfrad'a niyyet eden kimsenin) haccı gibi edâ eder.(186) Ancak mütemetti, kudûm tavafı yapmaz. Remel'i ziyaret tavafında yapar, tavaftan sonra sa'y eder. Şayed bu mütemetti; hacc için ihrama girdiği zaman kudûm tavafı yapsa ve sa'yi edâ etse, ziyaret tavafında remel yapmaz. Kudûm tavafında remel yapması ve yapmaması müsavidir. Bu kimse ziyaret tavafından sonra sa'yi de edâ etmez. Fethul Kadir'de de böyledir. Allahû Teâla (cc) kendisine umre ve hacc ibadetlerini edâ etme nimetini ihsan buyuduğu için; mütemetti'nin şükür kurbanı kesmesi vaciptir. Feteva-ı Kadıhan'da da böyledir. Mütemetti kurban kesinceye kadar tıraş olmaz"(187) hükmü kayıtlıdır. Kurbanlık bulamadığı takdirde, hacc'dan önce üç ve memleketinde döndükten sonra yedi gün olmak üzere on gün oruç tutar. Mekke halkı için Hacc-ı Temettû ve Haccı Kıran yoktur. Onlar için sadece ve sadece "Hacc-ı İfrad" söz konusudur.(188)
Dipnotlar
Dipnotlar
(1) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 409-410. Ayrıca Abdi'l Latifi'z Zebidi - Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi - Ank: 1974 (3 Bsm) C: 6, Sh: 4, İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315, C: 2, Sh: 117.
(2) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 216.
(3) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 410.
(4) Al-i İmran Sûresi: 96-97.
(5) İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C: 4, Sh: 2, 3. Ayrıca İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai fi Tertibi'ş Şerai - Beyrut: 1974, C: 2, Sh: 118, İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l mübtedi - Kahire :1965, C: 1, Sh: 134, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 178. Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 216. İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 413. Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 216.
(6) El Hacc Sûresi: 27.
(7) İmam-ı Kasani - A.g.e. C: 2, Sh: 118-119.
(8) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 412.
(9) Ahmed Davudoğlu - Sahih-i Müslim Tercemesi ve şerhi - İst: 1978, Sönmez Yay. C: 6, Sh: 301.
(10) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 134. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 216.
(11) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C:4, Sh: 413.
(12) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 122-123.
(13) İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai fi Tertibi'ş Şerai - Beyrut: 1974, C: 2, Sh: 118.
(14) İmam-ı Azam Ebû Hanife - El Müsned - İst: 1978, Sh: 132, had. No: 218/1.
(15) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 123. Ayrıca Bedrüddin-i Ayni - Umdetû'l Kari - İst: 1308 - 11, Mtb. Amire Tb C: 4, Sh: 484.
(16) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 134.
(17) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 216.
(18) İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai - Beyrut: 1974, C: 2, Sh: 119.
(19) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 261.
(20) Sünen-i Tirmizi - İst: 1401, Çağrı Yay: K. Sitte Serisi C: 3, Sh: 176 Hd. No: 812.
(21) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 419.
(22) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 216-217. Ayrıca Şeyh Muhammed İbn-i Süleyman - Mecmuaû'l Enhûr (Şerhû Damad), İst: 1316 Tabından ofset, Beyrut: ty D.İhya Neşri C: 1, Sh: 260.
(23) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 C: 2, Sh: 125.
(24) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 217.
(25) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 420.
(26) İbn-i Hümam - A.g.e C: 2, Sh: 124.
(27) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 217. Ayrıca İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 420, İmam-ı Merginani - El Hidaye - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 134.
(28) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 218.
(29) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 421-422. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 218.
(30) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315, C: 2, Sh: 124.
(31) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 134. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 217.
(32) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 216.
(33) Bilindiği gibi Türkiye'de hac işleri Laik devletin kontrolü altındadır. Uzun yıllar karayolu; "Veba" ve bunun gibi sebeblerle yasaklanmıştır. Şimdi Diyanet Vakfı tarafından "hac seferleri" düzenlenmektedir. Ancak Şevval ayından çok önce; hac işi dondurulmaktadır. Bu bir zulümdür.
(34) Al-i İmran Sûresi: 97.
(35) İmam Ebû Bekir El Cessas - El Ahkamû'l Kur'an - Beyrut: 1335, C: 2, Sh: 23. Ayrıca İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 126, İmam-ı Kurtubi - El Camii Li Ahkami'l Kur'an - Kahire: 1967, C: 2, Sh: 138, İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 135.
(36) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 217. Ayrıca İbn-i Hümam A.g.e. C: 2, Sh: 127.
(37) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 423-424. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 217.
(38) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 419.
(39) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 C: 1, Sh: 125. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 128.
(40) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 422.
(41) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 135.
(42) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 218.
(43) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 127. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C1, Sh: 135. (Not: Esah olan kavle göre, vücûbunun değil, edâsının şartı olduğunu beyan etmektedir. Biz de bu sebeple "Edâsı'nın şartları arasında zikrettik)
(44) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 429. (Not: malum olduğu üzere İbn-i Abidin 1784 yılında doğmuş, 1836 yılında vefat etmiştir. "sonra - Allah'a hamdolsun - bu korku kalmamıştır" hükmü, İslâm ordularının yağmacıları ve eşkiyaları tenkil ettiğini ihsas ettirmektedir. Peki günümüzde; başta Nuseyri Hafız Esad rejimi olmak üzere tağuti devletler, hacc yolunu kesmemişler midir? Tahkiken sabittir ki; hac yolunda yağma ve rüşvet gırla gitmektedir!.. Bir ibadeti hakkı ile edâ etmek O'nun şartlarını muhafaza etmekle mümkündür.Bu gerçekleri görmemezlikten gelmek ve tağuti güçlere karşı ümmeti uyarmamak büyük bir vebaldir. Hele hele bu konuda hassasiyet gösteren mü'minleri "Fitne çıkarmakla" suçlamak, tevhid akidesine düşmanlığı beraberinde getirir. Bu kalbî bir marazdır. Ne mutlu, Tağuti güçlerle cihadı esas alan mü'minlere!..)
(45) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 218.
(46) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - beyrut: 1315, C: 2, Sh: 128.
(47) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 217. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 219, İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 135, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 178-179, İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 128.
(48) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 432.
(49) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 219.
(50) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4,Sh: 433-434.
(51) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 128-129. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 135.
(52) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 435.
(53) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 129.
(54) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 219.
(55) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 419.
(56) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 219.
(57) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 217.
(58) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 439-440.
(59) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 219.
(60) Molla Hüsrev - A.g.e C: 1, Sh: 217. Ayrıca İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 439.
(61) İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 439.
(62) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 219
(63) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 415 vd.
(64) İstihare Namazı ve Duasını daha önce izah etmiştik. Bakınız madde: 589.
(65) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 219-220.
(66) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 456.
(67) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 132.
(68) İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C: 4, Sh: 167. Ayrıca İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai fi Tertibi'ş Şerai - Beyrut: 1974 C: 2, Sh: 164, İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 136, Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 221, İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 133.
(69) Sahih-i Müslim - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 1, Sh: 839, Had. No: 1182 K. Hacc, Bab: 2.
(70) İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C: 4, Sh: 166.
(71) İmam-ı Azam Ebû Hanife - El Müsned - İst: 1978, Sh: 134, Had. No. 222/5.
(72) Şeyh Abdülgani El Meydani-El Lübab fi şerhi'l Kitab-Beyrut:1400, C:1, Sh:179-180.
(73) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 457.
(74) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 C: 2, Sh: 132. Ayrıca İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 462. (Not: Sırf gezmek niyetiyle dahi olsa, Mekke'ye niyet ettiği an, ihram vacip olur. Bu sebeple; Cidde'ye gelen bir kimse, mikatlara geldiğinde, sırf oraya gitmeye niyet etmelidir. Bu vesile ile "Mekke'yi görürüm" diye niyet ederse, ihram vacip olur.)
(75) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 218. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye Şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 136.
(76) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 133.
(77) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 221.
(78) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 146. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 221.
(79) İmam-ı Serahsi - El Mebsut - Beyrut: ty C: 4, Sh: 168.
(80) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 467.
(81) İbn-i Hümam - A.g.e C: 2, Sh: 134.
(82) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 136.
(83) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 136-137.
(84) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 222.
(85) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 137. Ayrıca İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 136, Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 223, İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 473-474.
(86) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 219. Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 137, Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 223.
(87) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 222.
(88) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 139.
(89) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 183.
(90) El Bakara Sûresi: 197.
(91) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi -Kahire:1965, C:1, Sh: 138.
(92) El Maide Sûresi: 96.
(93) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 221. Ayrıca İbn-i Hümam-A.g.e.C:2,Sh:141, Şeyh Nizamüddin ve heyet-A.g.e.C:1, Sh:223.
(94) Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 182, İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh:138,Molla Hüsrev-A.g.e.C:1,Sh:221,Şeyh Nizamüddin ve heyet-A.g.e. C:1,Sh:223.
(95) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 141-142.
(96) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 182, Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 221-222.
(97) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 138.
(98) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 142.
(99) Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 182. Ayrıca Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 222, İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 488-489.
(100) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 143.
(101) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 223.. Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 139, Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 182-183, Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 222.
(102) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 2, Sh: 143.
(103) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 139. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 223, Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 222, İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 144, Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 183, İbn-i Abidin - A.g.e. C: 4, Sh: 494, İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai Beyrut: 1974, C: 2, Sh: 176.
(104) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 280.
(105) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 224.
(106) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C1, Sh: 139-140.
(107) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 224-225.
(108) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 184-185.
(109) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 140. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 223, Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 225.
(110) İbn-ı Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 149.
(111) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 140.
(112) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 225.
(113) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 185.
(114) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 150.
(115) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 140.
(116) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 151.
(117) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 225.
(118) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 140-141.
(119) Sahih-i Buhari - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 2, Sh: 161. Ayrıca Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi - Ank: 1974, C: 6, Sh: 116, Had. No: 796.
(120) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 226.
(121) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 141.
(122) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 226.
(123) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 141.
(124) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 226.
(125) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 224. Ayrıca İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 519-520.
(126) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 227.
(127) El Bakara Sûresi: 158.
(128) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1,Sh: 141.
(129) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 C: 2, Sh: 157.
(130) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 227.
(131) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 160.
(132) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 141.
(133) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 153-154.
(134) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 227. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 225.
(135) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, Ch: 143.
(136) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 162.
(137) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 144. (Not: Arene vadisi (veya Batn-ı Arene) bir rivayete göre Resûl-i Ekrem (sav)'in şeytanı gördüğü mevkidir. Müzdelife'nin yakınındaki Muhassir vadisi es; Ebrehe ordularının Ebabil kuşları tarafından hezimete uğratıldığı mekandır. Buralardan uzak durulur.)
(138) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 228.
(139) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 226.
(140) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C: 2, Sh: 166.
(141) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 229.
(142) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 144.
(143) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 229.
(144) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C 1, Sh: 145. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 230.
(145) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 230.
(146) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 169.
(147) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 230.
(148) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 171-172.
(149) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 146.
(150) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 230-231.
(151) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 190-191. Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 147.
(152) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 231.
(153) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 177.
(154) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 231.
(155) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 147.
(156) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 228-229. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 234.
(157) Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hüküm icad eden her güç "Şeytan'ın Hizbine (Hizbû'ş Şeytan'a) dahildir. Kur'an-ı Kerim'de: "İman edenler Allah yolunda savaşırlar. Öyle ise (Ey Mü'minler) şeytanın dostlarına karşı cihad edin. Şüphesiz ki şeytanın hilekârlığı zayıftır" (En Nisa Sûresi: 76) hükmü beyan buyurulmuştur. Şeytan taşlanırken; Komünizm, Kapitalizm, Liberalizm, Demokrasi ve bunun gibi bütün ideolojiler taşlanır. Amelin mahiyeti budur.
(158) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315, C: 2, Sh: 174.
(159) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut:1400, C:1, Sh:231. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire:1965, C:1,Sh: 147, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut:1400, C:1, Sh: 191.
(160) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 178.
(161) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 231. Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 148.
(162) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 231.
(163) İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 178.
(164) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 192. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 229.
(165) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 148-149. Ayrıca Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 230.
(166) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 232.
(167) Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 192. Ayrıca Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 230, Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 232.
(168) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 232.
(169) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 149. Ayrıca Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 193, Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 231.
(170) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 234.
(171) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: Sh: 233-234. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 152, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l kitab - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 195.
(172) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 229. Ayrıca İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 151, Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 195, Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 232.
(173) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut: 1315 C: 2, Sh: 191-192.
(174) Kurban bayramından iki veya üç gün önce; uçakla hareket eden bir mükellef Arafat'taki "Vakfe"ye rahatça yetişebilir ve Hacc ibadetini edâ eder!.. Ancak bazı güçler; daha Ramazan Ayı gelmeden, hacc ibadetini edâ edecek kimselere sınırlamalar getirmektedirler. Bu "İbadet hürriyetini" ortadan kaldıran şartların dikkate alınmaması mümkün değildir.
(175) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst: 1307 C: 1, Sh: 234.
(176) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 5, Sh: 35.
(177) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 C: 2, Sh: 199. Ayrıca İbn-i Abidin - A.g.e. C: 5, Sh: 34, İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 153.
(178) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 196. Ayrıca İbn-i Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 198-199.
(179) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 154.
(180) Şeyh Abdülgani El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 197.
(181) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 238.
(182) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983, C: 5, Sh: 34
(183) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 198-199.
(184) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: Sh: 238.
(185) Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 199. Ayrıca İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh: 156.
(186) Daha önce "Hac ibadeti nasıl edâ edilir" başlığı altında "Hacc-ı İfrada niyet eden" mükellefin yapacağı amelleri izah etmiştik. Bakınız madde: 974'den, 998'e kadar olan kısım.
(187) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 239.
HACC'IN TARİFİ VE ÖNEMİ
HACCIN VÜCÛBUNUN ŞARTLARI
HACCIN EDÂSI'NIN ŞARTLARI
HACCIN FARZLARI
HACCIN VACİBLERİ
HACCIN SÜNNETLERİ
HACCIN EDEBLERİ
MİKATLAR (İHRAM'A GİRME YERLERİ)
İHRAM'A GİRMEK
İHRAM'A GİREN KİMSENİN DİKKAT EDECEĞİ HUSUSLAR
HACC İBADETİ NASIL EDA EDİLİR?
ŞAVT
REMEL
KADINLARIN HACC İŞLERİ
HACC-I KIRAN
HACC-I TEMETTÛ
Dipnotlar
HACC'IN LÛGAT MANASI
Kur'an-ı Kerim'de: "Şüphesiz ki, âlemler için çok feyizli ve ayn-ı hidayet olmak üzere konulan ilk ev (Ma'bed) elbette Mekke'de olandır. Orada apaçık alâmetler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. O'na bir yol bulabilenlerin, beyti hacc (ve tavaf) etmeleri, Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim küfrederse, şüphesiz ki Allah onlardan müstağnidir"(4) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkahası bu Ayet-i Kerimeyi ve Resûl-i Ekrem (sav)'den gelen mütevatir haberleri esas alarak: "Hacc muhkem bir farzdır. Farziyyeti kat'i delillerle sabittir. Haccın farz olduğunu inkâr eden kâfir olur. Gücü yetenlere (Vücûbunun ve edâsının şartı üzerinde bulunanlara) hayat boyu, sadece bir defa haccetmek farzdır"(5) hükmünde ittifak edilmiştir.
İmam-ı Kasani; Hacc sûresinde yer alan: (Hz. İbrahim (as)'e hitaben) "İnsanlar için haccı ilân et. Gerek yaya, gerek uzak yoldan arık develerin üstünde (süvari) olarak sana gelsinler"(6) şeklindeki hükm-i ilâhiyi esas alarak "Buradaki "İnsanlar için haccı ilân et!." hükmü, Allahû Teâla (cc)'nın insanlara haccı farz kıldığını beyan buyur, manasınadır. Binaenaleyh Resûl-i Ekrem (sav)'den önce de, diğer ümmetlere hacc ibadeti farz kılınmıştır"(7) buyurmaktadır. Mâlûm olduğu üzere Mekke'de; Kâbe-i Muazzama'yı inşâ eden Hz. İbrahim (as) ve oğlu Hz. İsmail (as)'dir. İbn-i Abidin: "Sahih olan kavle göre hacc, dokuzuncu yılın sonlarında farz kılınmıştır. Onu farz kılan âyet: "Allah için beyti haccetmek insanlar üzerine borçtur" ayet-i kerimesidir. Bu ayet, heyetlerin geldiği dokuzuncu yılın sonunda inmiştir"(8) hükmünü zikretmektedir.
İbn-i Abbas (ra)'dan rivayet olunan bir hadisde: "İbrahim (as) Kâbe'yi bina edip tamamladıktan sonra kendisine: "-Hacc için insanları davet et" emri verildi. İbrahim (as): "-Benim sesim onlara ulaşmaz" dedi. AllahTeâla hazretleri: "-Sen davet et, sesini duyurmak bana aittir" buyurdu. Bunun üzerine İbrahim (as): "-Ey insanlar!.. Beyt-i Atiki haccetmeniz size farz kılınmıştır" diye nida etti. Bu sözü yerle gök arasında bulunanların hepsi işitti. Görmüyor musunuz? İnsanlar en uzak yerlerden icabet edip geliyorlar" denilmiştir.(9)
Hanefi fûkahası; haccın sebebinin "Beytullah" olduğu hususunda ittifak etmiştir.(10) İbn-i Abidin: "Sebebi beytullah'tır. Buna delil, ayette "Beytin haccı" diye izah edilmesidir. Zira esas olan, hükümleri sebeblerine izafe etmektir. Nitekim usûl-i fıkıh'ta izah edilmiştir. Sebebi tekrarlanmayan bir vacip tekrarlanmaz. Bir de Müslim'in sahihinde şu Hadis-i Şerif vardır: "-Ey insanlar!.. Size hacc farz kılınmıştır. Öyle ise haccedin!." Bir adam: "-Her sene mi ya Resûlullâh?" diye sordu, Resûlullâh (sav) sustu. Hatta adam sualini üç defa tekrarladı. Bunun üzerine Peygamber (sav): "-Evet desem size vacib olur. Siz de güç yetiremezsiniz" buyurdular. Nehir sahibi diyor ki: "Ayet tekrar lâzım gelmediğine istidlâl için yetiyorsa da -Zira emrin tekrara ihtimal yoktur- neyf neyfin muktezası ile isbat etmek daha uygundur"(11) hükmünü zikretmektedir. Sahabe-i Kiram'dan bir zat Resûl-i Ekrem (sav)'e: "Ya Resûlullâh!.. Hacc her sene midir, yoksa bir kere midir?" diye sual tevcih ediyor. Resûl-i Ekrem (sav) cevaben: "-Hayır bir kere!.. Birden fazlası nafile (Tatavvû)'dir"(12) buyurmuşlardır. Malûm olduğu üzere; ibadetlerin bir kısmı mâlî, bir kısmı da bedenîdir. Hacc ise, hem malî, hem de bedenî bir ibadettir. Dolayısıyle iki nimet bir aradadır. Bir mükellefte hem zenginlik, hem de bedeni kudret gibi iki nimet bir araya gelmiştir. Dolayısıyla haccını edâ etmek sûretiyle, bu iki nimete de şükretmiş olur.(13) Haccın edâsı için gerekli şartlar, tağuti güçler tarafından ortadan kaldırılırsa; mü'minler hem mallarıyla, hem de (sıhhatli oldukları için) güçleriyle onlara karşı cihad ederler. Kat'iyyen Tağuti güçlere boyun eğmezler!..
İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a) ile İmam-ı Yusuf (rh.a) Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim hacc etmeyi murad ederse, hemen edâ etmeye gayret etsin"(14) Hadis-i Şerifini esas alarak, vücûbunun ve edâsının şartları, üzerinde bulunan kimsenin derhal (fevri) bu ibadeti edâ etmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.(15) Hac ibadetinin hayatta bir defa farz olduğunu esas alan İmam-ı Muhammed (rh.a) "Hac ibadetinde ömür, namazdaki vakit gibidir. Her ne zaman gidilirse gidilsin "Edâ" denir, kaza denmez. Bu sebeble terahi (genişlik) üzere farzdır"(16) buyurmaktadır. Feteva-ı Hindiyye'de bu husus şu şekilde izah olunmuştur: "İmam-ı Muhammed (rh.a)'e göre hacc; farz olduktan sonra dilediği zaman edâ etmek (terahi) üzeredir. Haccı farz olur-olmaz acele yapmak ise efdaldir. Hulâsada da böyledir. Buradaki ihtilâf, mükellefin selâmette kalacağına zann-ı galibi olduğu zamana aittir. Fakat yaşlılık veya hastalık sebebiyle, mükellefin zann-ı galibi vefat edeceği noktasında olursa, fevri olarak edâ etmesi gerektiği hususunda alimlerimiz icma etmişlerdir. Cevheretü'n Neyyire'de de böyledir. Bu ihtilâfın günahkârlar için faydalı olduğu aşikârdır"(17) İmam-ı Matûridi (rh.a): "Vakit kaydı bulunmayan her emr-i mutlak; amel noktasından derhal edâ edilmeye (fevre) hamledilir. İtikad hususunda ise; fevre hamledilmez. Ancak "Fevr veya terahi hususunda muradı ilâhi ne ise, hak o'dur" diye itikad olunur"(18) hükmünü beyan etmektedir. Ölümün ne zaman gelip çatacağı bilinemiyeceği için, haccın vücûbunun ve edâsının şartlarına haiz olan mükellefin, acele etmesi önemlidir. Esasen bunun efdal olduğu hususunda da ittifak vardır.
Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Her kim hacc yolunda ölürse, onun için her yıl makbûl bir hacc yazılır"(19) buyurduğu bilinmektedir. Yine bir Hadis-i Şerifte; meşrû hiçbir sebeb olmadan terkedenlerin durumu beyan buyurulmuştur. Bu Hadis-i Şerif şudur: "Her kim ki, kendisini beytûllah'a ulaştıracak kadar bineği ve azığı (mali gücü) bulunur da haccı edâ etmezse, Yahudi ve Hrıstiyan olarak ölmesinde beis yoktur. Bunun sebebi şudur: Allahû Teâla (cc) kitabında, beytûllahı ziyarete gücü yetenlerin onu haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" buyuruyor.(20)
PEYGAMBER'İMİZİN HAYATI
| Yazan M. Necmeddin | |
| 1 - DOĞUMU-AİLESİ-ÇOCUKLUĞU –GENÇLİĞİ Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed(s),20 Nisan 571 yılında Mekke’de doğdu.Annesinin adı Amine,babasının adı ise Abdullah’tır. Peygamberimizin babası Abdullah,O daha doğmadan önce ölmüştü.Ana Muhammed ismini dedesi Abdulmuttalip vermişti.O’nun dört tane ismi vardır: 1 – Muhammed 2 – Ahmet 3 – Mustafa 4 – Mahmut MUHACİR VE ENSAR MEDİNE DÖNEMİ VE SAVAŞLAR Bedir Savaşının Önemi : UHUD SAVAŞI (MART 625 -Hicretin 3.yılı.) HUDEYBİYE BARIŞI VE MEKKE’NİN FETHİ VEDA HACCI VE VEDA HUTBESİ VEFATI |




























































